HABERLER

Organize perakende geliştiğinde gıda güvenliği de gelişir!

Ahmet Eviz
Eylül 7, 2018
26
45
Kaydet ve Sonra Oku

Kayıt dışı üretim, halk arasında daha çok bilinen adıyla merdiven altı üretim, tüm sektörleri etkileyen ama en çok da tüketiciyi vuran bir konu. Bu ürünlerin gerek şirketler dâhilinde gerekse kayıt dışı piyasaya sürülmesi, ciddi oranda sağlık sorunlarına hatta ölüme yol açabiliyor. Özellikle sahte alkolden ve gıdadan gerçekleşen ölümleri düşünürsek konunun vahametini anlayabiliriz. Son yıllarda devlet tarafından yapılan denetimler daha sıklaşmış ve bu tür üretim yapan şirketler kamuoyuna açıklanmış bile olsa da, daha gidecek çok yolumuz olduğu kesin. Merdiven altı üretimin sadece gıda sektörü özelinde düşünülmemesi gerektiğini belirten Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, bu konuyu ve yapılması gerekenleri tüm detaylarıyla bizlere aktardı

“Gıda güvenliği ihlallerinin öncelikle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan üretim izni/kayıt onayı almamış kayıt dışı/merdiven altı ürünlerle başlıyor. Çünkü bu ürünlerin hangi maddelerden, nerede, ne zaman ve ne şekilde üretildiğine dair hiç bir şey bilinmiyor.” diyerek sorularımızı yanıtlamaya başlayan Saner şöyle devam ediyor: “Bu ürünlerin içerisinde tüketicinin sağlığını bozacak çok değişik riskler bulunuyor. Aynı zamanda kayıt dışı seyyar satıcıların sokak ortalarında sattığı gıda ürünlerinde de büyük gıda güvenliği sorunları söz konusu. Aslında kayıt dışı seyyar satış noktaları merdiven altı gıda üretimin de en önemli müşterilerindendir. Kayıt dışı veya merdiven altı üretimin yaygınlaşmasının en önemli nedeni aslında tüketicinin bu ürünlerdeki risklerin farkında olmaması ve bu ürünlere ilgi göstermesidir. Hatta bazı durumlarda tüketici merdiven altı ürünlere organik veya yerel ürün muamelesi göstererek özellikle tercih bile edebilmektedir. Bu durum yasal ve kontrollü üretimin önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.” Kayıt dışı üretimin önlenmesinde bakanlık kontrollerinin daha yaygınlaşmasına ihtiyaç bulunduğunu belirten Saner, yine de en büyük gücün tüketicide olduğunu belirtiyor. “Tüketici en iyi denetçidir” diyen Saner şöyle devam ediyor: “Tüketicinin bir gıdayı satın alırken veya tüketirken gıda güvenliğini daha fazla sorgulaması ve talep etmesi bu tür merdiven altı ürünleri arz-talep dengesi açısından kendiliğinden sona ermesinde önemli katkı sağlayacaktır. Güvenilir gıda için kesinlikle Bakanlık onaylı/kayıtlı ürünlerin alınmasını öneriyoruz. Gıda güvenliğinin sağlanması kesinlikle ve kesinlikle kayıt içiyle mümkün. Kayıt dışının olduğu bir yerde asla gıda güvenliğinden söz edilemez.”

Kayıt dışı üretimin ve satış noktalarının bir bütün olarak değerlendirilmesinin gerekliliğinden bahseden Saner, tüm hijyen sorunları mikroorganizmaların gıdaya bulaşması ile başlar; o nedenle yapılacak ilk şey bulaşmayı engellemektir diyerek bu konuyu şöyle özetliyor: “Bulaşmanın engellenmesi de personel hijyeni, bina hijyeni, zararlılarla mücadele, çiğ gıdalarda kullanılan ekipmanların pişmişlerde kullanılmaması gibi çeşitli uygulamalarla sağlanır. Ancak merdiven altı üretimde tüm bunlardan söz etmek imkânsızdır ve bu şekilde bir üretimle ortaya çıkan ürünlerin tüketici sağlığını tehdit eden bakteriler, virüsler ve parazitler gibi mikrobiyolojik tehlikeler ihtiva etmesi kaçınılmazdır. Mikroorganizmalar nedeniyle ortaya çıkan gıda zehirlenmeleri genelde sorunlu gıdanın tüketilmesinin ardından kısa bir süre sonra ortaya çıkarken, “pestisit” denilen tarımsal ilaç kalıntıları ile özellikle fındık, incir ve kırmızı biber gibi kurutulmuş gıdaların uygun koşullarda kurutulmamasından kaynaklanan “aflatoksin” gibi küf toksinleri ise vücutta sinsice ve yıllar boyunca biriktikten sonra ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.”

Kamuoyuna teşhir merdiven altı üretimi etkiliyor ama yetmiyor..

Gıda hilelerinin dünyada en çok rastlanan sorunlar arasında yer aldığını söyleyen Saner’e göre, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yıllar içerisinde gerek mevzuat gerekse denetimler açısından sürekli yeni adımlar atıyor ve sistemini geliştiriyor. Bu denetimler sonucunda da taklit ve tağşiş yapıldığı, yani hile yapıldığı tespit edilen ürünleri ve firmaları web sitesi aracılığı kamuoyuna teşhir ediyor ve firmalara cezai işlem uygulanıyor. “Kamuoyuna teşhirin caydırıcılığı daha fazla olduğu kesin” diyen Saner, taklit ve tağşişin yanı sıra, gıda güvenliğini ve halk sağlığını doğrudan ilgilendiren hastalık yapıcı mikroorganizmalar ve kalıntılar da kontrol edilmeli. Burada izlenen yöntem bir kurala bağlanmalı ve uygulamanın kapsamı ve yöntemi şeffaf bir şekilde paylaşılmalı. Türkiye’de hem tarımsal, hem de endüstriyel üretimde işletme sayıları ve gıda satış ile servis noktaları çok sayıda ve ülke geneline yayılmış durumda olduğunda, gıda denetimleri daha zor bir hal alıyor. Denetimlerdeki etkinliğin gelişimi için ise, denetim kadroları hem sayı hem de sürdürülebilir eğitimlerle desteklenerek niteliğin geliştirilmesine ihtiyaç duyuluyor. 

İzlenebilirliği olmayan ürünlerden uzak durun!

Saner’e “Merdiven altı üretime en çok hangi sektörde rastlıyorsunuz?” sorusunu yönelttiğimizde ise şunları belirtiyor: “Hilenin en çok zeytinyağı, süt ve süt ürünleri, bal, et ve et ürünleri, gıda takviyelerinde ve baharat ürünlerinde olduğunu görüyoruz. Hileli gıdaların varlığı, tüketici gözünde kimi zaman tüm bir sektörü ya da o gıda kategorisini zan altında bırakıyor. Bu da doğru bir yaklaşım değil. Tüm diğer sektörlerde olduğu gibi, gıda sektöründe de yasa dışı girişimlerde bulunan firmalar var ancak yasal sorumluluklarını sonuna kadar yerine getiren, örnek nitelikte ürünler üreten firmalar ağırlıkta. Bu noktada tüketiciye bilinçli olmak ve öncelikle kayıt dışı ve izlenebilirliği olmayan ürünlerden uzak durmak görevi düşmektedir. Gıda hilelerinde en büyük riskin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan izin/kayıt onayı almamış kayıt dışı ürünlerde olduğunun bir kez daha altını çizmek istiyorum. Kayıt dışı işyerleri, Bakanlık sisteminde yer almadıklarından, başka bir deyişle kaçak olduklarından denetimsiz yerlerdir. Yol kenarlarında etiketsiz olarak veya açıkta satılan, seyyar satıcılar ile kapımıza gelen, “köy ürünü”, “doğal” gibi ifadeler barındıran ürünlerde hileli gıdaların daha ağırlıkta olduğu bilinmelidir. Gıdaların nerede, kim tarafından üretildiği, hedef kitlesinin kimler olduğu, parti numarası, menşei, özel tüketim koşulları, alerjen bilgileri gibi pek çok hayati bilgi etiket üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle ambalajlı ve etiketli ürün tüketimi son derece önemlidir. Tüketiciler, piyasadaki fiyatların çok altında pazarlanan ürünlerden uzak durmalı ve her daim Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından izin/kayıt onayı almış ürünleri tercih etmelidir.”

“Perakendenin gıda güvenliğindeki rolü çok önemli”

Son olarak, Samim Saner’e perakendecilerin, özellikle bu aylarda, soğuk zincir süreçlerini nasıl yürütmeleri gerektiğini sorduğumuzda şu açıklamalarda bulunuyor: “Gıda güvenliği tarladan başlayıp sofraya uzanan bir süreç… Zincirin son halkası ise tüketici… Onlara ulaşan ise perakende… Bu açıdan perakendenin gıda güvenliğinde son derece önemli bir rolü var. Organize perakendenin geliştiği ülkelerde gıda güvenliğinin de geliştiğini görüyoruz. Çünkü organize perakende denetlenebilir, kayıt altında, ambalajlı ürün satan bir yapı anlamına gelir ve güvenilirdir. Perakendecilerin ürünlerini güvenilir tutmaları için sahip oldukları en önemli araçların başında ise soğuk zincir konusu geliyor. Ürünlerden başlarsak perakendecinin birincil sorumluluğu ürünleri doğru sıcaklıklarda tutmasıdır. Bazı satış noktalarında soğukta tutulması gereken et ve süt ürünlerinin, bazı şarküteri ürünlerinin tüketicinin daha rahat görüp ulaşabilmesi için tezgahlarda ve oda sıcaklığında tutulduğuna şahit oluyoruz. Bu son derece riskli bir uygulamadır. Ürünlerin ambalajlarının üzerinde belirtilen saklama koşullarının dışında asla tutulmaması gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise soğutucular. Mağazalardaki soğutucuların sıcaklıkları kalibreli termometreler ile periyodik olarak kontrol edilmeli, hatta mümkünse online sıcaklık sensörleri kullanarak veriler sürekli kayıt altında tutulmalı, bir sorun olduğunda uyarı sinyali veren sistemler kullanılmalıdır. “İlk giren ilk çıkar” ilkesine uygun depolama ve satış kuralı uygulanmalı ve soğutucuların kullanımında elektrik tasarrufu değil, gıda güvenliği ön planda olmalıdır. Ayrıca, tasarruf için gıda güvenliğinden ödün verilmeyen kapalı soğutma sistemleri gibi enerji verimi yüksek, tüketimi düşük çözümler seçilmelidir. Bir diğer önemli konu olarak ise özellikle et, süt ürünleri ve şarküteri gibi açık ürünlerin soğukta depolanmasında sırasında rahatlıkla üreyebilen “Listeria” gibi soğuk seven bakterilerin olduğu unutulmamalı ve soğutucuların periyodik temizlik ve dezenfeksiyonuna büyük özen gösterilmelidir.

Perakende satış noktalarında üzerinde durulması gereken olmazsa olmaz bir konumuz ise et, sebze gibi çiğ gıdalardan; peynir, et ürünleri ve şarküteri ürünleri gibi tüketime hazır gıdalara olan çapraz bakteri bulaşmanın önlenmesidir. Çiğ ürünlerden tüketime hazır ürünlere olabilecek çapraz bulaşmanın önlenmesi için bu ürünler birbirinden fiziksel olarak ayrılmalı, ayrı bölmelerde tutulup, ayrı ekipmanlar kullanılmalı, hatta personeli de ayrı olmalıdır.

Bu vesile ile tüm okurlarınıza gıda güvenliği sorunlarıyla karşı karşıya gelmeyecekleri, sağlıklı ve bol kazançlı günler dilerim.”

‘‘Her 3 ihracatçımızdan 2’si risk altında”
Bizim Toptan tarihinin en yüksek büyüme rakamlarını yakaladı
GİRİŞ YAP
market dergisi

HIZLI İLETİŞİM FORMU

Siz değerli üyelerimiz, hızlı cevap formu ile bize dilek ve şikayetlerinizi bildirebilirsiniz.